Vasatlığın mottosu: sevdiğin işi yap (ya da yaptığın işi sev)

Elemanonline.net’in yaptığı araştırmaya göre çalışanların %84’ü işinden memnun değil. 11 bin 350 kişi arasında yapılan ankete katılanların %72’si işini değiştirmeyi düşünüyor. Sadece %16’sı işinden memnun. %12’si ise işinden memnun olmasa da işini değiştirmeyi düşünmüyor. Türkiye’nin istihdam haritasına hoş geldiniz.

çalışan mutsuzluğuKişisel gelişim gurularından kitaplara, yatırım almış bir startup’ın kurucusundan milyar dolarlık şirketleri yöneten CEO’lara kadar “başarılı” görülen pek çok kişiden “Sevdiğin işi yap, hayallerinin, tutkunun peşinden git! Başarı da para da o zaman seninle gelir…” sözünü duymuşsunuzdur. Bu sözler bir kesimde karşılık bulmuş olabilir ancak istihdam haritamıza baktığımızda “havalı” bir sözden öteye geçmediğini göreceksiniz.

Başarılı insanlar işlerini tutkuyla mı yapıyor emin değilim. Ancak belirli bir disiplin, saygı, bağlılık ve iştah ile yaptıkları aşikar. “İşini tutkuyla yapmayı” daha çok sevdiği, istediği işi yapmakla ilişkilendiriyoruz. Bu haliyle eksik kodluyoruz. Disiplin, saygı, bağlılık olmazsa kuvvetli istek de bir dilekten/temenniden -vasat performanstan- öteye geçmiyor. Kuvvetli bir iştah olmasa da disiplin, saygı ve bağlılık ile yapılan işlerde ise asgari bir standart ortaya çıkıyor. Bu kimselerin, yaptıkları işten olmasa da sonuçlarından keyif aldıklarını düşünüyorum.

“Sevdiğin işi yap, ya da yaptığın işi sev” sözüne oldukça mesafeli yaklaşıyorum. Çünkü;

  1. Hayalinde kamyon tamircisi olmak isteyen pek az insan vardır. İstemediği halde bu işi disiplin, saygı, bağlılık ve iştahla yapan ve böylelikle başarılı olup nam salan, önemli seviyede gelir elde eden birini tanıyorum. Sizin de çevrenizde mutlaka vardır. O zaman tutku ve hayal önemli ancak başarıdaki temel bileşenler değil. Başarıyı/yüksek performansı hayal ve tutkuyla, işini sevmek ile ilişkilendirmek yanlış.
  2. Katıldığım bir alıntı: ‘Sevdiğin işi yap’ düşüncesinin diğer olumsuz etkisi ise, işlerin yürümesi için yapılması gereken operasyonel, tek düze işleri yapan çalışanlar üzerinde oluyor. Tokumitsu’ dan devam edelim; ‘Sevilmeyen işleri yapmak zorunda kalanlar için hikaye başka. ‘Sevdiğin İşi Yap’ inancı ile motivasyonsuz, sevmekten başka nedenlerle çalışanlar -yani çalışanların çoğu- yok sayılıyor. Steve Jobs’ın Stanford konuşmasında olduğu gibi (konuşmada ‘neyi sevdiğini bulmak zorundasın’ diyordu), sevilmeyen ancak toplumsal olarak yapılması gereken işler de aklımızdan çıkartılıyor.’ (Kaynak: http://www.firatdevecioglu.com/modern-zaman)
  3.  Yale Üniversitesi araştırmacılarından Prof. Amy Wrzesniewski’nin araştırmasına göre “Bir kişi ne kadar becerikliyse yaptığı işi o kadar tutkulu yapıyor.” sonucu çıkmış. Yani bu kişiler, sevdikleri işi yapmamışlar ama yaptıkları işi becerileri arttıkça sevmişler.  Özgür Bolat’ın detaylı yazısını okumanızı tavsiye ederim.  (Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/sevdigin-isi-yapmak-mi-yaptigin-isi-sevmek-mi-23017135) Dolayısıyla yapılan işin, çalışanın gelişimine katkı sağlıyor olması da önemli.
  4. İş konusunda seçim hakkımız olmasa bile iş yapış biçimi konusunda ipler bizim elimizde. Her vatandaşın sevdiği işi bulma (nasıl olacaksa?), sevdiği işte başarılı olma ve kariyerini sevdiği işte devam ettirme şansı olmuyor. Hatta herhangi bir iş yapmak istemeyen binlerce insan varken, bu kitleye bir iş sevdirmek ve iyi performans sergilemelerini beklemek ne kadar mantıklı olur?
  5. Sevdiğin işi yap ya da yaptığın işi sev! Hayır efendim sevmeden ancak saygı ve özdisiplin ile yapılan, sürecin yapan kişi için sıkıcı ve sevimsiz olduğu, sonuçlarının ise mutlu ettiği (ya da etmeyebilir de) pek çok başarılı performans, iş var. Yaptığınız işi sevmek zorunda değilsiniz ancak saymak zorundasınız.

Büyüklerimizin özellikle aile kurduğumuzda bizlere ettikleri hayır duası vardır: “Allah geçim versin, sevgi gelir geçer evladım, önemli olan saygı. Saygınızı daima koruyun.” Bu nasihatin iş hayatında da ne kadar doğru ve sayısız kere kanıtlandığına pek çoğumuz tanık olmuşuzdur. İş yaşamında da öncelik saygı olmalı.

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” sözü tam da bu noktada daha anlamlı. Elinizden çıkan işin kalitesi, sizinle; karakterinizle, saygınız ile ilişkilendiriliyor. Yaptıklarınız imzanız oluyor. Dolayısıyla kendine saygısı olan kişinin işine, çalıştığı şirkete/kuruma, müşterilerine, tedarikçilerine, iş arkadaşlarına da saygısı olur. Saygı, sevgiden önce gelir ve büyüktür. 🙂

iletişim iç iletişim kurum kültürüİş arkadaşlarımızı biz seçemiyoruz. Hoşlanmadığımız karakterde pek çok iş arkadaşımız olabilir. Organizasyon içerisinde her biri stratejik görevlerde, başarılı performanslar gösterebilir ve kurum için stratejik konumda bulunabilirler. Bu kişileri de sevmek zorunda değiliz ancak saymak zorundayız. Saygı kültürünü yaşattığımız düzeyde bu takımın başarılı olma ihtimali artacaktır. Birey olarak ortak çıkarlara/hedeflere odaklanmalı, neden bir arada bulunduğumuzun farkında olmalı, bu hedefleri yakalamak için mevcut takım arkadaşlarımıza da asgari saygıyı göstermeliyiz.

Öte yandan çalıştığımız şirkete de öncelikle saygı duymalıyız. Karşılıklı hakların korunması ve sorumluluklardan dolayı yine çalıştığımız şirketi sevmek zorunda değiliz ancak şirkete saygı duymak, sorumlu davranmak zorundayız.

Saygı duymak > sorumlu davranmak > yüksek performans

“Kültür, stratejiyi kahvaltı niyetine yer.”
– P. Drucker

Tüm bu süreçlerin karşılıklı işlemesi gerekir ki kabul görsün, benimsenip uygulansın, değer kazansın. Bunun için şirketlerin saygı kültürü üzerine çalışması gerekli. Hayatınızda asla yapmayacağınız bir işi, X markası adı altında yapmayı kabul edebilirsiniz. Çünkü o X markasının kültürü sizi çeker, bir şekilde o kültürün içerisinde yer almak, sizinle benzeşen insanlar ile birlikte çalışmak, üretmek istersiniz. Mahalledeki lokantada çalışmak istemez ancak 3. nesil kahvecide barista olmayı tercih edebilirsiniz. Çalışanlar tarafından kabul görecek ve uygulanacak -hatta geliştirilecek- bir kültürü oluşturmak emek ve zaman ister ancak stratejik bir yatırım olur.

Bir cevap yazın: